Duyguya eşlik etmek mi? O da ne?

Geçtiğimiz hafta Instagram’ın hikayelerindeki anket seçeneğini ilk kez kullandım. Biraz tuzaklı bir soru sordum: “Diyelim ki çok öfkelisiniz. Öfkenize hangi şarkının eşlik etmesini isterdiniz?” Seksen sekiz yanıt geldi. Yeni şarkılar dinledim, hiç dinlemediğim türden onlarca şarkı. Melodik death metalden arabeske, mizah amaçlı üretilmiş içeriklerden çocuk şarkılarına 86 parçalık liste. Ankete sadece şarkı önerileri gelmedi elbette. Sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde çalışan arkadaşlarım ve takipçilerim arasından anketime kızanlar bile oldu. “Bununla ne ölçeceksin ki?” “Soru yeterince açık değil!” “Bir de şu soruyu eklesen daha net olurdu”. Niyetim elbette bir sorunun yardımıyla onlarca analiz yapmak değildi. Ya da “metal müzik öfkeyi dindiriyor” gibi bir yargıyla çıkmayı hedeflememiştim (ki bence kesinlike metal müzik öfkeye çok güzel eşlik ediyor). Anketi düzenleme hedefime ulaşmamı sağlayan tepkiler DM’den gelen 34 soruydu aslında. “Eşlik etmek ne demek?” “Öfkenin geçmesi için mi şarkı düşüneyim yoksa sakinleşmek için mi?” “Unutturacak şarkı mı yoksa mutlu edecek şarkı mı?”

https://open.spotify.com/playlist/1iv9LII5hkNBR10FDNee0f?si=4f85516342d940f5
Gelen yanıtlardan bir spotify çalma listesi hazırladım. Dinlemek için tıklayabilirsiniz

1990’lı yıllardan itibaren övgüyle bahsedilen “multitasking[1]” hayatımıza bir şekilde girdi. Yemek yaparken ertesi günün planını oluşturmak, toplantının notlarını derlerken bir sonraki görüşmenin taslağını çıkartmak, sınav kağıtlarını okurken podcast haline getirilmiş kişisel gelişim kitabı dinlemek, bu esnada yogadan öğrenilen açma-germe hareketlerini yapmak ve önceden hazırlanan bitki çayından sürekli içmek. Tüm bunları yapmak yani sürekli olarak “yapma halinde olmak” milenyum insanının en önemli meziyeti olarak gösterildi. Ardından Türkiye magazin gündemini uzunca bir süre meşgul eden bir olay yaşandı. Meryem Uzerli Muhteşem Yüzyıl dizisinden “Tükenmişlik Sendromu” nedeniyle ayrılmak istedi. Dünyanın parasını kazandığı halde nasıl depresif hissedebilirdi ki? Şımarıklıktı yaptığı! Medyanın önde gelen magazincileri ve bilim insanı taklitçileri Uzerli’nin yaşadığı rahatsızlığı böyle yorumluyordu. Taklitçiler yerini gerçek bilim insanlarına bırakınca durum ortaya çıktı. “Tükenmişlik Sendromu” gerçekti, önemliydi ve saygı gösterilmesi gereken bir durumdu. Bazen geri çekilmek, duyguları kabul etmek ve dinlenmek gerekebiliyordu.

Yapma halini ya da multitasking meselesini tamamen kötüleyemeyiz. Huzursuzluğumuzun eğer gerçekten bir dışsal nedeni varsa, örneğin bankada yaşanan bir problem nedeniyle şubeye gitmemiz gerekiyor ancak üşeniyorsak yapma hali bize bu işimizi durmadan hatırlatan bir bekçi gibi çalışır. Kısacası dışsal nedenlerle baş etmek için yapma hali gereklidir. Ancak duygular iş değil ki! Onları bir iş gibi görüp yapma haline geçmek ve hemen yok etmeye ya da yok saymaya çalışmak daha yorucu olabiliyor. Sürekli koşturma halinde olmak, bir şeyler yapmak zorunda hissetmek duyguların kabulünü zorlaştırıyor, hatta bazen duyguları unutturuyor.

3. dalga terapiler olarak adlandırılan yeni nesil terapi çeşitlerinde “kabul” en çok çalışılan başlıklar arasında. Duyguyu kabul etmek, ona eşlik etmek hemen öğrenilen bir şey değil. Birçok kez denemek, denerken yaşanan zorlukları da fark etmek gerekiyor. Kısacası öğretileri kişiselleştirmek gerekiyor. Bu da günümüzde halen şöhreti devam eden “multitasking” ve yapma haline zıt bir durum oluşturuyor. Duyguyu kabul etmek ve duyguya eşlik etmek üzerine standart tavsiyelerde bulunmak yerine Kültegin Hocamın tavsiye ettiği ancak baskısı olmadığı için bulana kadar epey uğraştığım Jiddu Krishnamurti’nin Farkındalığın Işığı kitabından iki alıntı yapıp yazıyı sonlandırmak istiyorum.

“…ama insan kaçarak, bastırarak, analiz ederek ve nedenlerini bulmaya çalışarak korkuyu güçlendirdiğinin farkında değildir. Sanki korku siz değilmişsiniz gibi korkuyu yok saymaya çalışıyorsunuz. Korku zevkten farklı mıdır? Ya da korku zevk midir? Zevkin doğasını anladığınızda korkuyla zevkin, paranın iki yüzü olduğunu görürsünüz. Geçmişte güzel bir şey yaşamışsınızdır, bu bellekte kayda geçmiştir ve zevkin gelecekte tekrar etmesini istersiniz. Tıpkı geçmişteki bir korkuyu hatırladığınız ve ondan kaçınmak istediğiniz gibi. Hareket aynı, ama birine zevk, birine korku diyorsunuz.”

“Acının son bulabileceğini, tümüyle son bulabileceğini söylüyorum. Doğal olarak hemen soruyorsunuz: Nasıl? Nasıl diye sorduğunuzda bir sistem, bir metot, bir yöntem istiyorsunuz. Bunun için soruyorsunuz. “Bana nasıl varılacağını göster” diyorsunuz. “Nasıl” diye sorduğunuzda yanlış soru soruyorsunuz. Çünkü sadece acının üstesinden gelmekle ilgilisiniz. … Acıdan kaçmak istiyorsunuz. Kendinize acıyarak ya da nedenini bulmaya çalışarak acının yakınına gelemezsiniz. Siz acıdan ayrı değilsiniz. Acısınız, endişesiniz, yalnızlıksınız, zevksiniz, korkusunuz.”

Instagramdaki ankete katkı sunan herkese teşekkürler! Spotify’da gelen yanıtlarla oluşturduğum çalma listesini dinlemeyi unutmayın. Farklı meslek-yaş gruplarından gelen önerilerden sizin öfkenize eşlik edebilecek bir şarkı bulabilirsiniz!

[1] Çoklu görev olarak Türkçe’ye çevriliyor. Aynı anda birden fazla görevi yerine getirme hali.

Birisi “Duyguya eşlik etmek mi? O da ne?” üzerinde düşündü

Yorum bırakın