Juan-David Nasio, Aşk Acısı kitabında (2007, İmge Kitabevi) yas sürecini “Yas, çabucak katılaşanı yavaş yavaş çözmektir. Yas tutma sürecinde ne ölen kişi unutulur ne de onu sevmek bırakılır.” diye açıklıyor. Yas, tamamen kişiye özgü bir süreç olarak düşünülse de Vicente Rafael, “Sizin Kederiniz Bizim Dedikodumuz” (Your Grief is Our Gossip) başlıklı makalesinde yas sürecine ana akım medyanın nasıl müdahalelerde bulunduğundan bahseder. Ana akım medya, yas sürecini rüzgar ne taraftan eserse o taraftan yaşar ve yaşatır. Türkiye’de de 6-7 Eylül olaylarından tutun da 12 Eylül Darbesi’ne kadar ülkenin kaderinin değiştiği, pek çok kaybın yaşandığı dönüm noktalarında ana akım medyanın cambazlıklarını görebiliriz.

Ana akım medyanın, kokmaz bulaşmaz yapısıyla dokunmak istemediklerinden biri de Mehmet Akan’dı. Vefat haberi televizyon kanallarının ana haber bültenlerinde hep “Güle Güle Sabri Bey” başlıklı içerikler ve Bizimkiler dizisinden görüntülerle paylaşılmıştı. Evet, pek çok kişi gibi ben de tüm çocukluğum boyunca her pazar akşamı evimize konuk olan, balkonundan gelen geçene sataşan, Alzheimer hastası kayınvalidesi ve kiracıları Cenap Bey’e hayran karısı ile uğraşan Sabri Bey olarak tanımıştım Mehmet Akan’ı. Vefatının ertesi günü Evrensel ve Cumhuriyet’in sanat sayfasında “tiyatrocu”, “koreograf”, kendi deyimiyle “folklorcu”, “yazar” ve “yönetmen” kimlikleriyle Mehmet Akan’ı okuduğumda çok şaşırmıştım. “Ne çok şey yapmış!” demiştim içimden. Üzülmüştüm, pişman olmuştum vefatına kadar tiyatroya ve halk oyunlarına kattığı pek çok şeyi bilmediğim için.

Bugün 5 Aralık, yani Mehmet Akan’ın doğum günü! Yaşasaydı 82 yaşında olacaktı. Gelin birlikte analım Mehmet Akan’ı. Ana akım medyanın seveceği şekilde değil ama! Onun söyleşilerinden, onun sözcüklerinden kesitlerle!
1939 yılında Şanlıurfa Birecik‘te doğan Mehmet Akan, lise eğitimini Haydarpaşa Lisesi’nde tamamlar. Öğrencilik hayatı boyunca tiyatroya tutkundur. İTÜ Makine Mühendisliği’ni son sınıfta bırakıp tutkusunun peşinden gitmesine neden olan olayı “…o sırada Genç Oyuncular’la tanıştım. İlk oyunları olan Ayyar Hamza’yı görür görmez çarpıldım. Ergun Köknar’ı buldum ve beni de aralarına almalarını söyledim” diye anlatır.

Dostlar Tiyatrosu’nun ilk oyunu olan Ha-Me-Ka-Ha-Ha-Pe’den bir fotoğraf. (Haysiyetli Milli Kalkınma ve Hak Hukuk Partisi) 15 Ekim 1969- Şevket Altuğ, Genco Erkal, Arif Erkin, Halit Akçatepe ,Mehmet Akan, Bilge Şen
1969 yılında Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluşunda yer alır ve pek çok oyuna oyuncu, yönetmen, koreograf ve yazar olarak imzasını atar. Çok sevdiği halk oyunlarını yeni bir solukla yorumlamaya gayret gösterir. Dostlar Tiyatrosu bünyesinde Dostlar HASAD Çağdaş Dans Topluluğu’nu kurar. (HASAD: Halk Oyunları Araştırma Sergileme). Aradığı yeni soluğu bulmak için gittiği şehirlerde, kasabalarda incelemeler yapar. Okur, araştırır. Bir söyleşisinde şöyle der:
“Halk oyunları televizyon programlarında, bayramlarda, törenlerde o kadar çok ve kötü kullanıldı ki! Herkes ilgisizlikle, bıkkınlıkla izliyor. Hatta izlemiyor. Oyunları renkli bir koreografiyle sunmak da çare olmuyor artık. Bence tutulması gereken yol bir yandan oyunları aslına en uygun biçimde korurken, bir yandan da Hasad’ın tuttuğu yoldan giderek çağdaş, ulusal bir dansa varmaktır”
https://core.ac.uk/download/pdf/38311933.pdf

Pek çok ustayla beraber çalışır. Hepsinden öğrenmeye gayret gösterir, öğrendiklerini meslektaşlarına ve en önemlisi, büyük bir heyecanla izleyiciye aktarmak ister. Bertolt Brecht’in “Kafkas Tebeşir Dairesi”nden uyarladığı “Analık Davası” eserinde Brecht tiyatrosuyla geleneksel Türk tiyatrosunu harmanlayan Akan, “Abdülcanbaz”, “Düşmanlar”, “Gün Dönerken”, “Rosenbergler Ölmemeli”, Şili’de Av” ve “Yaz” isimli oyunlarda başarılı kompozisyonlar çizer. 1974’te Çekoslovakya’da “Keşanlı Ali Destanı”nın koreografisini gerçekleştirir. “Hikaye-i Mahmud Bedreddin” eseri, önce Ankara Sanat Tiyatrosu, ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenir. Kendi kimliğini, siyasi görüşünü hiç bir zaman gizlemez.
…ben kendi adıma Marksizmin, diyalektik materyalizmin çöktüğünü düşünmedim. Çünkü Marksizm ve diyalektik materyalizm toplumu çözümlerken bilim değerine sahiptir. Ben dünyada olan olayları hala diyalektik materyalizmle anlamaya çalışıyorum.”
MİMESİS Tiyatro / Çeviri – Araştırma Dergisi – Sayı 6.

Türkiye televizyon tarihinin efsaneleri arasında gösterilen Bizimkiler dizisinde 15 sezon oynar. Birçok farklı filmde ve dizide rol alır. Televizyon ile tiyatro arasındaki ikircikli ilişkiyi çok güzel özetler:
Televizyon gerçekten sürünen tiyatro oyuncularına ekmek kapısı oldu. Tabi ki bir çelişki olarak da Türk tiyatrosuna çok zararlı oldu. Çünkü artık insanlar tiyatro yapmamaya başladılar. Hatta televizyon yazarlığı para getirmeye başlayınca tiyatro oyunu yazılmamaya başlandı. Tiyatro yazarları oyun yazma yeteneklerini diziler için senaryo yazmaya kullandılar.
Mehmet Akan’ı anmak demek halk oyunlarında, tiyatroda bir devrim hedeflediğini kabul etmek, Erzurum’da, Alpagut Olayı oyununu basan faşist zihniyetten bahsetmek, Ruhi Su’yu, Hasan Hüseyin Korkmazgil’i anmak, buz gibi salonlarda nasıl çalıştığını ve darbe dönemlerinde tüm çalışmalarının nasıl sekteye uğradığını da anlatmak demek. Hatta ve hatta, babasından ve akrabalarından çekindiği için profesyonel tiyatrocu olduğu halde bu gerçeği onlardan saklayan genci konuşmak demek. Kısacası Mehmet Akan gibi bir sanatçıyı anmak demek tutkuların, gönüllülüğün ve amatör ruhun bir çırpıda rendelendiği bu ülkenin gerçeklerinin konuşulması demek. Tabii ki ana akım medyadan Mehmet Akan’ın ardındından tutulacak yasa saygı göstermesini beklemek abesle iştigal etmek olurdu!
Mehmet Akan gibi değerler ne oynadıkları bir role ne de küçük bir ekrana sıkıştırılabilir. Onlar sahnelerde, satırlarda, bir halk oyununun en heyecanlı anında, bir köy meydanında, bir gencin tutkusunda hep bizimleler! İyi ki doğdun Mehmet Akan!
Teknolojik gelişme insanları yalnızlaştırdı, evlerine kapattı. Artık büyük sermayenin elindeki medyanın tutsağıyız. Onun gizli ya da açık yönlendirmesiyle kararlar alıyor, yaşamımızı öyle sürdürüyoruz. Geldiğimiz bu aşamada tiyatro öldü, artık tiyatro yapılamaz deniyor. Hayır! İşte tam bu aşamada tiyatroya gerek var. Çünkü tiyatro insanla yapılır. Para olmayabilir, teknik olanaklar olmayabilir. Bir park, bir meydan, bir hangar, bir derneğe ya da bir sendikaya ait herhangi bir mekan tiyatro yapmak için yeterli. Yeter ki insanlar bu amaçla bir araya gelsinler. Yeter ki insanlar sermayenin köleliğinden kurtulmayı istesinler. Ne demiştik vaktiyle: Her yer tiyatrodur ve tiyatroya amatörlük yaraşır.
21 Mart 2005 tarihinde Tiyatrolar Günü için kaleme aldığı yazısından, sanki bugünler için yazılmış bir bölüm
Not: Mehmet Akan’ı biraz daha yakından tanımak isteyenler dostları tarafından seslendirilmiş bir 2014 yılından bir anma videosunu aşağıda izleyebilirler!
HASAD’ı okumak isteyenler için de İlke Kızmaz’ın yaptığı detaylı bir araştırma burada mevcut.



















