6 Haziran’da Liselere Geçiş Sınavı tamamlandı. Türkiye’de akademik hayat için Haziran demek sınav demek. Finaller, bir üst kademeye geçiş sınavları, merkezi sınavlar… Dünyada merkezi sınav uygulayan tek ülke biz değiliz ancak merkezi sınav sisteminin en çok değiştiği ülkeler sıralaması yapılsa büyük ihtimalle zirveyi kimseye bırakmayız. Üniversite sınavı için iki aşamalı, tek aşamalı, yeniden iki aşamalı ve en sonunda bir hafta sonuna sıkıştırılmış iki aşamalı sınav değişiklikleri ile kafalar karman çorman edilse de özellikle orta öğretime geçiş için olan sınavda yapılan değişiklikleri takip etmek pek mümkün değil. Bu yazıda 2021 liselere giriş sınavını ve sınav sonrası öğrencileri/velileri bekleyenleri arşivden çıkanlarla birlikte incelemeye çalıştım.

Yukarıda Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivinden alınmış orta öğretime geçiş sınavı ile ilgili haberler var. 1986-2014 arasında ilk sayfada kendine yer bulmuş sınav haberlerini tek tek analiz etmeyeceğiz ama sormadan edemedim. Aynı sınavın kaç farklı ismi var? Anadolu Lisesi Sınavı (ALS), Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKSYS), Ortaöğretim Kurumları Seçme Sınavı (OKS), Liselere Giriş Sınavı (LGS), Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi (TEOG). Bence en güzel isim en üst soldaki: Sorunlu Sınav.

Benim girdiğim sınavın adı Anadolu Lisesi Sınavı’ydı. Sınava beşinci sınıfın sonunda, Üsküdar Paşakapısı’nda girmiştim. Gözetmen öğretmen “eğer kopya çekerseniz yandaki cezaevine gönderirim sizi” diye şimdi bile hatırladığım tehdidi sınavın başında savurmuştu. Büyük beklentilerle girdiğim sınavda özellikle matematikte işler pek istediğim gibi gitmemişti, sınav bittiğinde okul bahçesinde bekleyen aileme koşmuştum.
Yıllar içerisinde öğrencilerin sınava girecekleri yerler değişti (artık kendi okullarında giriyorlar), sınav süreleri değişti (bir ara 2 güne yayılmıştı hatta 2 farklı ayda düzenlenmişti), sınava giren öğrencilerin yaşları değişti (zorunlu eğitimin sekiz yıla çıktığı dönemden itibaren sınav 5. sınıf yerine 8. sınıfta yapılmaya başlandı), soru tipleri değişti, zorluk seviyeleri değişti, öğrencilerin okul notlarının (orta öğretim başarı puanı) sınav puanına eklenme oranları değişti.
Değişmeyen şey: Adaletsizlik
Değişmeyen şeyler de var elbette. Bu yılki ismiyle LGS, tıpkı eski arkadaşları gibi, eleştiriler alıyor. Sınav sisteminin öğrencilere adaletsizliği açıkça öğrettiği ileri sürülse ve epeydir tartışılan orta öğretim puan sistemine eleştiriler gelse de tartışmalar hiç bir zaman elle tutulur hale gelmiyor. Socrates Youtube kanalının en çok izlenen spor programlarından Oyna Devam’da Mehmet Demirkol, bu sefer gazeteci kimliği ile değil, çocuğu LGS’ye girecek bir ebeveyn olarak sınavdaki orta öğretim başarı puanı adaletsizliğini kısaca anlatıp eleştiriyor. Ben de eleştirilerinin her cümlesine katılıyorum. (İlgili kısım tam 21. dakikada başlıyor)
“Bazı okullar bütün öğrencilerine 100 üzerinden 100 veriyor orta öğretim başarı puanları maksimum olsun diye! Ve bunu herkes biliyor! Ve kimse ses çıkarmıyor! Çok iyi okullara giren bu çocuklara, ileride Türkiye’yi yönetecek, başarılı olacak, geleceğimizi bağladığımız 14 yaşındaki çocuklara diyorsun ki ‘bu hileyi yapmakta bir sıkıntı yoktur, hayatınızın geri kalan kısmında da bu hileleri yapabilirsiniz!'”
Elbette adaletsizlik tartışmaları sadece orta öğretim başarı puanı üzerinden sürmüyor. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da sınavlar pandemi koşullarında gerçekleştirildi. 2020 Mart ayında kapanan okullar bu yıl 8. ve 12. sınıflar için dönem dönem açılsa da virüs endişesi nedeniyle okula gidemeyen bir çok öğrenci oldu. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen)paylaştığı TÜBİTAK destekli bir araştırmaya göre, özel okullarda ders takip oranı yüzde 83 iken, devlet okullarında bu oran sadece yüzde 38. Üstelik tablet-cep telefonu-bilgisayar-televizyon-internet erişimi olmayan ya da kısıtlı olan çocukların sınava nasıl hazırlandıklarına dair elimizde yeterli veri yok. (Bu konuyu meslektaşım Levent Kurt ile birlikte Psikoloji Söyleşileri isimli podcast serimizde uzun uzun incelemiştik. Ücretsiz dinlemek ve dilediğiniz platformu seçmek için tıklayın)

Okulların hali: Anadolu liseleri özel okula karşı
Yakın tarihte sınavdan “full çeken” yüzlerce öğrenci, dolayısıyla da yüzlerce birinci olduğu için hazırlık sınıfı olan Anadolu Liselerine ve özel okullara girenlerin doğum tarihi ile belirlendiğini gördük. Uzmanlar son bir kaç yıldır seçici soruların sayısının arttığını söyleseler de eğitimin kalitesinin de aynı oranda arttığı yönünde varılmış bir fikir birliği yok. Üstteki haber 1990 yılından. Anadolu Liseleri artık 1990’da eleştirilen seviyelerinde bile değiller. Özel okulların ve devlet okulların sahip olduğu imkanlar arasındaki fark gitgide büyüyor. Eğitimde eşitliği sağlamak bahanesiyle Anadolu liselerinin program, öğretmen ve bütçeleri ile o kadar çok oynandı ki en sonunda anadolu liselerinin kalitesinin düşmesiyle eşitliği sağlayacak hale geldiler. Buna en basit örneği 2016 yılındaki atama kararları ile verebiliriz. Aniden yapılan atamalarla “proje okul” olarak belirlenen Anadolu liselerinin tecrübeli öğretmenleri bir kaç hafta içerisinde farklı okullara gönderilmiş, öğretmenlerin öğrencileri ile gözyaşları içerisinde vedalaşmaları haber bültenlerine yansımıştı.

Yarışın diğer katılımcıları: Aileler
Sadece okullar ve öğrenciler değil, sınava hazırlanan öğrencilerin aileleri de gerek maddi gerekse manevi olarak sınav senesinden olumsuz etkileniyor. Hatırlarsanız sınav senesindeki annelerin yaşadıklarını, “sınav senesine” özel çılgınlıkları konu alan OKS Anneleri isimli dizi 2007’de yayınlandığı zaman epey ses getirmişti. Değişen pek bir şey yok. Yarış haline gelen 8. sınıf senesinde çocuklar ve ebeveynleri arasındaki bağ da sarsılmaya müsait. Pandemiden önce sınav hazırlığı hakkında yapılan bir seminerde konuşmacıydım. Sınava hazırlanma kaygısını, bu konudaki araştırmaları uzun uzun anlattım. Sıra geldi soru cevap bölümüne. Bir veli oğlunun sınava çalışırken çok zorlandığını, akşam geç saatlere kadar masa başında çaba sarf ettiğini ve oğlu için çok üzüldüğünü söyledi. Ardından sordu:
“Bazen onun için o kadar üzülüyorum ki, gidip seni seviyorum demek istiyorum. Ama sınav konsantrasyonunu bozarım diye endişelendiğim için yapmıyorum. Sizce oğluma sarılabilir miyim?”
Sınavdan sonra ne olacak?
Bir temasın bile sorgulanır hale geldiği bu garip yarış senesinde sınavın bittiği günden sonra da sınavın etkileri hissediliyor. Öğrencinin sınava motive olması için ileri sürülen “bu yıl çok çalış, seneye az çalışırsın” vaadinin boş çıktığını gören öğrenci için lise yıllarında bocalama başlıyor. Başında bir bekçinin (dershane öğretmeni-etüt öğretmeni-özel ders öğretmeni-anne-baba-akraba-üniversite öğrencisi bir abi/abla) dürtmesiyle sınava çalışan öğrenci sadece çoktan seçmeli sınav sistemine aşina olurken, mantık sorularının içinden çıkamaz, okuduğunu anlayamaz hale geliyor. PISA sonuçları da bu yorumumu destekliyor. Kısaca söylemek gerekirse deneyimleyerek, hata yaparak öğrenme fırsatına sahip olmayan öğrenciler ÖĞRENMEYİ ÖĞRENEMİYOR! Liselerde çalıştığım dönemde öğrencilerden şu serzenişleri çok duydum:
“Ama derste anlattığını da sormuş, kitapta yoktu bu sorular” “Yazılı olunca yazması zor, test daha hızlı oluyor.” “Slaytları verse onu ezberlerdim ama şimdi neye çalışacağım ki?” “Ben şimdi kaç dakika matematik kaç dakika Edebiyat çalışayım?”

Sınavdan beteri varmış: Tercih Dönemi
Öğrencilerin işi zor, sınav sistemi sorunlu, velilerin maddi külfeti her geçen yıl fazlalaşıyor. Sınava giren öğrenci sayısı artarken tercih yapılacak okulların kalitesi daha da çok sorgulanıyor. Yukarıdaki manşet 1990 yılında atılmış. 21 yıl sonra da velilerin gündemi değişmedi. Puanlar düşecek mi? Özel okula kayıt yaptırıp mı bekleyeyim yoksa risk mi alayım? Butik okul mu? Dershaneden dönüşmüş okul mu? Sizce hangisi? Neye ihtiyaç var?
Tüm arşiv taramaları ile birlikte bugün içinde bulunduğumuz durum gösteriyor ki devlet politikalarının yenilenmesine, eğitim alanında reformlara, laiklik ilkesinin ışığı altında gençlerin toplumsal hayata katıldığı, demokratik bir özne olarak görüldüğü bir anlayışa ihtiyacımız var. Tercih döneminde fikri alınmayan, önemsenmeyen gençlerin yeni kayıt oldukları okullara adaptasyonunun tahmin edilenden daha güç olduğunu en yakından deneyimledim. Gencin sesinin duyulmadığı bir ortamda huzurdan bahsedemeyiz.
Spor ve sanat faaliyetleri bir yıllığına, belki de tamamen, dondurulmuş, pandemi etkisi altında bilgisayar başında bütün bir yılını geçiren öğrencilere, onların ebeveynlerine kocaman bir geçmiş olsun! Tercih döneminde de kolay gelsin!