Ekrana iyice yaklaşan gençler, arkadaşlarının Green Card için seçildiğinden bu sözlerle emin oldular: Valahi Selected! Geçtiğimiz günlerde Green Card başvurusu onaylanan gencin sevinci kısa bir süre içerisinde sosyal medyada gündem oldu. ABD’de çalışma hakkı kazanan gencin sevinç anlarına sosyal medya kullanıcıları, gazeteciler ve videoyu haber olarak yayınlayan sitelerin kullanıcıları yüzlerce yorumda bulundular. Yorumlar arasında gencin çok şanslı olduğu, vatana ihanet ettiği, ABD’de yaşamın sandığından zor olduğu gibi başlıklar vardı. Yetmedi siyasetçiler de videonun ardından fikirlerini beyan ettiler. Klasik başlıklar çıktı: Gençlik Nereye?
Kendimi bildim bileli her 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gençliğe dair araştırmaların içerisinden en acınaklı bölümler cımbızla çekilir, maddi meseleler tartışılır, işsizlik konuşulur. Bir sonraki 19 Mayıs’a kadar da konu rafa kaldırılır. Gençlik ile ilgili raporların sonuçları hakkındaki soruları da, verileri toplayan stajyer konumundaki gençlere değil de iş dünyasının ve sektörün önde gelenlerine sorarlar.

Bir 19 Mayıs gündemine daha yukarıda 1985’ten bir örneğini gördüğünüz gençlerin iş, eğitim ve beklentileri üzerine haberlerle giriyoruz; üstelik sadece sektörün önde gelenlerine yorumlatılan raporlarla değil, onların sevdiği X-Y-Z kuşağı klişeleri ile. Hiç bir bilimsel gerçekliği olmayan, belirli sektörlerde alım gücüne sahip nesillerin tüketim alışkanlıklarının etiketlenmesini sağlayan nesil ayraçları mı anlatacak gençleri artık? X kuşağı uzun çalışır ama çok fotokopi çeker, Y kuşağı ince görür, ayak içi vurur, Z kuşağı sos kullanmaz, baharat atar. Türkiye’de kim bu kuşakların içindekiler? Makam sahipleri ile çekildikleri fotoğrafları CV olarak kullanıp, tokatladıkları milyonlar ile yurtdışına kaçan yatırımcı gençler mi? Kendi üniversitelerine atanan rektörü akademisyenleri ile birlikte protesto ederken “Sus” diye bağırılan, yerlerde sürüklenen, sabaha karşı evlere basılan, ceplerindeki akıllı telefonlar yüzünden elitist ilan edilen gençler mi? Yoksa pandemi koşullarında bir türlü internet altyapısına ya da tablet imkanına kavuşamadıkları için bu yıl düzenlenecek sınavlardan ümidini kesen gençler mi?

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’nin 2008 tarihli Sosyal Hizmet Dergisi’nin Ocak sayısında gençlerin toplumsal hayata katılımının önemini vurgulayan 101 dersi niteliğinde yazılar var. Gelişim psikolojisi alanını seçmemde etkisi büyük olan Serdar M. Değirmencioğlu’nun yazısında kullandığı sivil toplum öznesi ve demokratik özne kavramları kapitalizmin X-Y-Z kuşağı gibi içi boş, grafiği bol kavramlarından daha önemli. Sivil toplum öznesi olarak görülen gencin toplum hayatına katılımı daha fazla olur. Çünkü sivil toplumun bir ferdi olarak gencin fikri alınır, genç fikrini beyan edebileceği ortamlara sahip olur, sesini duyurur. Her şeyden önemlisi genç kabul edilir. Hem de sektörün önde gelenleri tarafından değil bizzat toplum tarafından. Bir gencin nasıl sivil toplum öznesi ya da demokratik özne olarak görülebileceğinin bir model üzerinden cevabı da altı çizili olan satırda bağlantısını bulabileceğiniz Demokrasilerde Çocuklara ve Gençlere Yer Açmak başlıklı yazıda mevcut.
Biliyorum sektörün önde gelenleri gençleri dinlemek, onların fikirlerini almak, kısacası insan yerine koymak için sertifikaya, belgeye ve biraz da mucizeye ihtiyaç duyuyor. Onların sevdiği şekilde ilerleyelim o zaman. 20’li yaşlarındaki gençlerin neler yarattıklarına bakalım.
James Hetfield ve Lars Ulrich bu şaheseri bestelediklerinde henüz 21 yaşındaydılar. Metal müzik dünyasının başyapıtlarından olan eser yalnızca Ernest Hemingway’e göndermelerde bulunmakla kalmaz, savaş meydanlarında hiç uğruna ölen ve rakamlardan ibaret görülen askerleri de gençliğin gündemine getirir. (Aynı zamanda önceki yazım için yaptığım ankette öfkeye en iyi eşlik eden şarkılardan biri olarak ilk sırayı almıştı)

Biraz da sanattan gidelim. 1910 yılında tamamladığı Dead Mother (Ölü Anne) tablosu için en iyi işlerimden biri diyen Avusturyalı ressam Egon Schiele, belki de 70 yıl sonra psikanaliz literatürüne girecek “ölü anne” kavramını neredeyse psikanalitik tanımda kullanır. Schiele’nin yirmi yaşındayken ortaya çıkardığı bu müthiş eser halen dünyanın en çok aranan ve izlenen eserleri arasında yer alıyor. Pınar Limnili makalesinde ölü anne tanımını “Sözü edilen annenin depresyonunun ardından çocuğun zihninde oluşan bir anne imagosudur. “Ölü anne” canlı kalmış ancak anne bebek ilişkisinde küçük çocuğun gözünde ölmüş olan annedir” şeklinde yapar.

Bir örnek de Bedri Baykam’dan. Bedri Baykam’ın henüz 20 yaşındayken Fransa’da tamamladığı Servis Topu tablosu pek bilinmez ancak kendi ekolünü oluştururken önemli dönüm noktalarından biri olarak sanat dünyasında kabul görür. Kişisel web sitesinde de sergilediği bazı eserlerinin arasında yer alır.
Son olarak, belirtmeliyim ki bir gencin dinlenmesi için dahi, harika, muhteşem olmasına, Z kuşağı özelliklerini yerine getirmesine gerek yok. Yukarıdaki örneklerde gördüğünüz, milyonlarca kez dinlenen, yüzbinlerce kez ziyaret edilen eserler 20’li yaşlarındaki gençlerin ürünü! Hangi ırk, din ve cinsiyetten olursa olsun her çocuğun, her gencin konuşmaya, yazmaya, çizmeye hakkı olduğunun bilindiği ve gençlere alan açıldığı, gençlerin toplumsal, kamusal süreçlere dahil olduğu demokratik günlere! Nice 19 Mayıslara!
İnsana dokunan ne kadar güzel bir yazı.Alanında da çok dolu olduğunu anlayabiliyorum,her ne kadar benim alanım olmasa da..
BeğenBeğen