Sınırlı Sorumlu Tüketim Kooperatifi

Bugün 3 Ekim 2021 Pazar. Gündemde hala pandemi, işsizlik, zamlar, eğitim ve finansal krizler var. Sizleri bugünün gündemin alıp tam 40 yıl önceye, 4 Ekim 1981 Pazar gününe götürüyorum. Aşur ve İsmail kardeşlerin, Erbil Tuşalp’in 12 Eylül Tutanakları, Bin Tanık kitabından derlediğim hikayelerini okuyacaksınız. (Bu vesile ile geçtiğimiz günlerde ölüm yıldönümü olan gazeteci Erbil Tuşalp‘i de anmak isterim.)

Bin Tanik“ (Erbil Tusalp) – Buch gebraucht kaufen – A01ZH1BU01ZZA

Aşur Yalçın ve İsmail Yalçın kardeşler 4 Ekim 1981 tarihinde güvenlik güçleri tarafından göz altına alınırlar. Sorumlu Sınırlı Tepecik Halkı Tüketim Kooperatifi Satış Mağazası’nın kurucusu olan bu iki kardeş komünizm propagandası yapmakla suçlanmaktadırlar. Hiç bir örgüte ya da derneğe üye olmayan Yalçın kardeşler suçlamalar karşısında şaşırırlar.

İsmail Yalçın “Beni gözaltına aldıktan sonra işkenceye aldılar. Önce ‘Alevi misin, Sünni misin?’ diye sordular. Alevi olduğumu söyledim. İşkenceye başladılar. Hepimiz Müslümanız dediler. Bana elektrik verdiler. Kollarımı gerdiler. Ayaklarıma ağırlık bağladılar. İşkenceden sonra sol kolum uyuştu” diye anlatır karakolda geçen günlerini. Aşur Yalçın ise “Şubede hangi partiden olduğumu sordular, AP’li olduğumu söyledim. İşkence yaptılar. Beni bir saat kadar dövdüler. Yerlerde sürüklediler, falakaya yatırdılar. Benim mutlak surette bir örgütü kabul etmemi söylediler. Ölürüm de bir örgüt kabul etmem” der.

Bu iki kardeşin komünizm ile olan bağlantıları orataya konan delillerle aydınlanır(!). Sorumlu Sınırlı Tepecik Halkı Tüketim Kooperatifi Satış Mağazası’nın raflarında üç satırlık bir afiş bulunmaktadır.

Kooperatifimizde, sana yağı, şeker ve meşrubatlar karne ile verilmez.”

Kooperatifimizde ayın beşinde hesap kapatmayana, yeni hesap açılmaz

Yoğurt gelmiştir. Kilosu 37,50.

İşte bu afiş iki kardeşe yapılan işkencelerin nedenidir. Çözemediniz mi afişteki gizli şifreleri. Bir daha okuyun. Hala çözemediyseniz ben yardımcı olayım. Daha doğrusu gözaltı işlemini başlatan güvenlik güçlerinin tutanakları yardımcı olsun. Yukarıdaki üç afişin içerisinde tam sekiz adet Ç, S ve Ş harfi var. Güvenlik güçleri el yazısı ile yazılan bu afişlerdeki Ç, S ve Ş harflerini yakından inceler ve “Ç S Ş büyük el yazısı harflerinin değişik bir şekilde orak ve çekiç amblemini çağrıştırdığını” fark ederler.

Askeri savcı iddianameyi hazırlamıştır. Aşur ve İsmail Yalçın kardeşler yargılanmalıdır.

“Orak ve Çekiç’in Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin bayrak amblemi olması sebebiyle, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlarından herhangi birini devirmek veya devletin siyasi ve hukuki nizamlarının topyekün yok etmek için komünizm propagandası yaptıkları iddia, suç konusu el ilanlarının elde edilmesi, sanıkların tevilli ikrarla, ekspertiz raporu muhteviyatı, olay tutanağı gibi delillerle anlaşıldı”

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı 26.10.1981 tarih 1981/256 Esas, 1981/1024 Karar sayılı iddianame ve Anakara 2 No’lu Askeri Mahkamesi 1981/1024 sayılı dosya

Ç S Ş harflerinin çağrışımından yola çıkan güvenlik güçleri Aşur ve İsmail Yalçın kardeşlerden hangisinin bu afişleri hazırladığını ortaya çıkarmaya çalışırlar. Yapılan detaylı(!) soruşturmada “yazıların halk tüketim kooperatifinin yetkili satıcısı İsmail Yalçın tarafından bir hafta önce yazılarak asıldığı ve diğer sanık Aşur Yalçın’ın kooperatifin yönetim kurulu başkanı olarak, yazılı ilanları önceden imzalayıp mühürlemekle diğer sanığın fiiline aslen iştirak ettiği” görülür. Zaten İsmail Yalçın da işkence altındayken “Ben bu afişleri bizzat kendim yazdım. Daha güzel göründüğü için bu şekilde yazmayı düşündüm” der. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı 1981/1024 karar sayılı iddianamesi hazırdır. Aşur çıkarıldığı ilk mahkemede serbest bırakılır. İsmail hüküm giyinceye dek Mamak Cezaevi’nde kalır. Milli Güvenlik Konseyi, kooperatif yetkili satıcısının daha büyük suçlar işlemeden cezaevine konması ile birlikte “ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmak” amacına bir adım daha yaklaşır(!).

Aşur Yalçın ve savunma avukatı mahkemeye veresiye defterini sunarlar, delil olarak. Amaç İsmail Yalçın’ın Ç, S ve Ş harflerini hep aynı şekilde yazdığını ispatlamaktır. Mahkeme tarafından kabul edilmez. Savunma avukatı harflerdeki çağrışımların asıl kaynağının o dönemde Alevi esnafı mahallede istemeyen başka esnaflar olduğunu ve çağrışımlarını şikayet yoluyla güvenlik güçlerine aktardıklarını mahkemeye göstermeye çalışsa da mahkeme heyeti oralı olmaz. İsmail Yalçın TCK’nın 142/1 maddesinden suçlu bulunur ve hüküm giyer. Sonrasında, tahmin edeceğiniz gibi, ne kooperatif kalır ne de huzur.

Darbeci 12 Eylül Ruhu ya da Halkın "Yüce Millet"le İmtihanı - Cemal Dindar  | kitapyurdu.com

Ç, S ve Ş harflerinin çağrışımlarının nasıl bu kadar hızlı aktarıldığını ve kabul gördüğünü Cemal Dindar Darbeci 12 Eylül Ruhu ya da Halkın “Yüce Millet’le İmtihanı kitabından yola çıkarak açıklamaya çalışıyor. Savcıdan, güvenlik gücüne, güvenlik gücünden mahalle bakkalına uzanan çağrışımlar bağı bir sürü halini andırıyor. Sigmund Freud “sürüye karşı durmak da, sürüden ayrı düşmek de kötüdür; dolayısıyla bundan kaygıyla kaçınılır. Ama sürü yeni ve alışılmadık olan her şeyden kaçar” diyor (Grup Psikolojisi ve Ego Analizi, sayfa 148). Cemal Dindar da topluluğun/sürünün kaygıdan kaçmak için oluşturduğu bir bağlılığın varlığından söz eder ve bu bağın ortasında Şef’in olduğunu belirtiyor.

12 Eylül mahkemelerinde, onun gölgesi olarak hareket eden, hüküm verenlerin bizzat mahkeme salonundaki uygulamaları ’12 Eylül ruhu’nun resmidir, özüdür, gerçeğidir.

Cemal Dindar, Darbeci 12 Eylül Ruhu ya da Halkın ‘Yüce Millet’le İmtihanı, S. 93

Kenan Evren’in arzuları çağrışımlar halinde sürüye mi sirayet etti yoksa sürü, şefinin arzularını doyurmak için kurbanlar mı kesti? Cevaplaması zor ve hayli uzun. Ancak şu soruyu sormadan da edemiyorum: 1980 darbesiyle şekillendirilen sürünün, pompalanan kapitalizm ile birlikte sürüklendiği yer Aşur ve İsmail kardeşlerin dükkanının ismine benzemiyor mu? Sınırlı Sorumlu Tüketim Kooperatifi.

Not: İsmail Yalçın ve Aşur Yalçın’ı araştırırken Aşur Yalçın’a ait olduğunu düşündüğüm bir sosyal medya profili buldum. İki kardeşin hikayelerini merak etsem de yaşadıklarının yıl dönümünde, darbe günlerinde olanları hatırlatmaktan çekindim. Bu yüzden yazıp sormak yerine sağlıklarının yerinde olduğunu ve huzurlu bir hayat sürdüklerini ummaktan öteye geçmedim. Belki bir gün bir belgeselde tanışırız hikayelerinin detayları ile.

Birisi “Sınırlı Sorumlu Tüketim Kooperatifi” üzerinde düşündü

  1. Sevgili Can, önemli bir araştırma, değerlendirme ve titiz çalışmalarınızla hazırlamış olduğun (edebi literatür, bir konu hakkında görüş ve düşüncelere dayalı uzun bir yazı metni) makalenizi zevkle okudum.
    Değerli bir yazı metni olduğu, her satırda, her paragraf da ve
    bütünü içinde mevcuttu.
    Emeklerine sağlık, kutlarım seni.

    Beğen

Faruk Tamer için bir cevap yazın Cevabı iptal et